DİYARBAKIR 20170122

Ocak 24, 2017




Okulların kapanıp, yarıyıl tatilinin başlamasına az kalınca kara kara tatilde ne yapacağımı düşünmeye başladım. Aklıma pek çok fikir geldi ve bu fikirlerin büyük bir çoğunluğu yurt dışından ibaretti, ama en sonunda kararım elbetteki halamların da teklifiyle Diyarbakıra gitmekten yana oldu. Daha öncede Diyarbakır'da bulunmuştum ancak kısıtlı bir zamanımız olduğu için çok fazla bir şey yapamadan hemencecik oradan ayrılmıştık. Hal böyle olunca bu sefer de gitmeden önce ufak bir araştırma yapmak istedim. Elbette ki google'a 'Diyarbakır'da gidelecekler' yazdım. Oldukça yaratıcı biriyimdir. Gidilecek tarihi pek çok yer çıktı. En başta On Gözlü Köprü, Surlar, Eski Cezaevi, Dağ Kapı, Ulu Camii, sanatçıların isimlerini taşıyan müzeler olmak üzere gidilecek pek çok yer vardı. Ancak benim en çok gitmek istediğim yer Hevsel Bahçeleri ve Çayönüydü. Ne yazık ki hava şartlarının kötülüğü sebebiyle gidebilmemiz pek olası değil, ancak umut ediyorum ki hava şartlarına rağmen orayı görebileceğim. Her neyse efenim Ocak ayının 21'inde akşama doğru Diyarbakır'a vardık. Biraz geç gittiğimiz ve yol yorgunu olduğumuz için hemen uyuyup dinlendik. Ertesi gün ise kahvaltıdan hemen sonra hazırlanıp kendimizi Diyarbakır'ın Suriçi olarak geçen ilçesinin -sanırım ilçe deniyordu- sokaklarına bıraktık. Tam olarak gezmeye Dağkapı'dan başladık.




Sanırsam Diyarbakır'daki hanların tamamı bu lokasyonda bulunuyor. Etraf neredeyse kalabalık sayılırdı. Kuzenimin ve halamın söylediğine göre eskiden bu sokaklar daha kalabalık olurmuş ama geçen sene yaşanan olaylardan sonra artık böyle bir şeyin pek mümkün olmadığını söylediler. Doğal olarak insanlar artık buralardan çekilmiş ve yeni Diyarbakır olarak geçen Diclekent taraflarına gitmeyi tercih ediyorlarmış. Görsellerde de göreceğiniz üzere olaylar bitmesine rağmen halen belirli sokaklar taştan duvarlara kapatılmış. Yine kuzenimin söylediğine göre oralar halen tam olarak güvenli değilmiş. Elbette aslında ne olduğunu hiçbirimiz bilemeyiz. Beni üzen tek şey ise duvarlarla kapatılmış sokak girişinde her şeyden bir haber oyun oynayan çocuklar oldu. 




Suriçi çarşısında gezdikten sonra aşağıya inip surların bulunduğu yere geldik. Keçi burcu mutlaka bakılması gereken bir yermiş. Ee, madem mutlaka görülmesi gerekiyor bizde gidip görelim dedik. Bir önceki sene yaşanan olaylar sebebiyle belli kısımları kapalıydı. Doğal olarak bizde açık olan kısımları gezdik. İnanılmaz bir doğa manzarasına sahip. Ancak ne yazık ki manzarayı kirleten birkaç tane çirkin bina buluyor. Böylesine harika bir alana, böylesine çirkin mimarilerin bulunması oldukça hüzünlü. Her neyse efenim, eğer ki keçi burcuna gidip bakacağım diyorsanız lütfen giydiğiniz ayakkabılara dikkat ediniz. Zira ablamın topukluları sebebiyle gezintimizi kısa kesmek durumunda kaldık ve bu durumdan pekte hoşnut olduğumu söyleyemeyeceğim.




Kısa süren bir gezinti dahi olsa benim için yine de güzel geçti. Ben genellikle surun duvarlarını incelemek ve manzara karşısında büyülenmekle meşguldum. Kusursuz ve ihtişamlı değildi ama beton arbe bir şehirden gelmiş benim için fazlasıyla çıplak ve kusurluydu ki ben her zaman kusurlu güzelliklerden etkilenmiş biri olmuşumdur. Her zaman ki gibi kendimi tam olarak açıklayamadım ama olsundu, en azından deniyorum. Kusurlu ama güzel olan manzarayı kirleten sadece iki faktör vardı onlarda; kirlilik ve çirkin mimariler. Çevre temizliğine yeterince önem verilmiş ve böylesine güzel doğal bir manzarayı kar amaçlı yapıldığı belli olan saçma mimarilerle kirletilmemiş olsaydı, inanıyorum ki atmosferi çok daha farklı olurdu.




Surları gezdikten sonra ise bir şeyler içmek için Sülüklü Han'a geçtik. Ne yazık ki telefonumun şarjı az olduğu için çok fazla fotoğraf çekemedim. Çekmiş olduğum fotoğrafların pek çoğu kötü olduğu için paylaşmamamın sizlerin göz sağlığı açısından daha iyi olacağı kanaatine vardım ve paylaşmayacağım. Mekan hakkında bilgi verecek olursam, otantik bir atmosfere ve dizayna sahip. Yemeklerinin nasıl olduğu hakkında bir fikrim yok, ama çoğunluk bu mekana şarap veyahut kahve çeşitleri için geliyor. Biz kahve çeşitlerinden menengiç kahvesi ve klasik türk kahvesini denedik. Büyük bir kahve gurusu olmadığım için kahvenin tadı için sadece sıradan kahve işte güzeldi, diyebileceğim. Üzgünüm, daha fazla yorum yapmak isterdim ama bilgisizim. Mekanla alakalı tek sorun ise dışarıda oturduğumuz için biraz üşümüş olmamızdı, onun dışında çokça sevdik ve hemen çıkışında kitapçı vardı. Gidecek olursanız eğer oraya da bir göz atın derim. Şimdilik diyeceklerim bu kadar. Diyarbakır'da gitmek istediğim pek çok yer var ama ne kadarına gidebileceğim veyahut ne kadarını blogumda paylaşacağım bilmiyorum. Şimdilik bu kadar, bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esen kalın efenim..


melle. rêveur

You Might Also Like

0 yorum

Facebook

Flickr Images

Subscribe